Ana içeriğe atla

Umut & Umut-Suz-Luk

İnsan Kaynakları mesleğim ile mesleki kimliğimin dışında da sürekli gözlemlediğim bu kavram üzerine yazmak istedim. Umutlu musunuz yoksa Umut-suz-mu?

Son zamanlarda yine koçluk ile ilgili ciddi ciddi düşünmeye başlamışken (Yıllardır buna zemin hazırlayacak pek çok şeyin içindeyim), bu yazıya denk gelip okuyacak özellikle bazı üniversite öğrencileri için bir kaç kelâm kaleme almak istiyorum.

Üniversite etkinlikleri, mülakatlar, sohbet ettiğim öğrenciler, yakın çevremde destek isteyen yeni mezunlar, Avrupa'da okuyan tanıdıklarım; diplomasının anlamını sorgulayan gençler, 'staj bulamıyoruz'lar, 'mülakatta ne yapsak bir türlü olmuyor'lar, yaş bağımsız 'artık şehirde yaşamakla kırsala göçmek arasında araftayız' diyenler, 'beyaz yakalı' olmakla 'girişimci olmak' arasında ince çizgide olanlar, 'yapay zeka' varken kendi 'zekamı' nerede konumlandıracağım karamsarlıkları, bölüm çok mezun veriyor ek iş yapsam da ne yapabilirim diye düşünenler (Asla yalnız değilsiniz öncelikle çoğunluk bu kaygıların bir ucundan tuttu :)) vs. uzayan silsileler.

Kuzey sehayatlerimde tüm konunun biraz sosyolojik, tabii ki ekonomik ve çok daha fazlası olgu taşıdığını her defasında hissediyorum. Eminim bu gençler farklı topluluklarda hayatlarını sürse farklı kaygılar güdecekti; kültürel etkileri de göz önüne almamız gerektiğinin farkındayım. Norveç ve İsveç'te sabahları erken kalkıp koşuyu kaçırmamaya çalışan insan kaygılarından çok çoğunlukla topraklarımda, sabahları 'Bugün de aç değiliz şükür' diye uyanan bir coğrafya kültürünü paylaşıyoruz. Lakin konunun tüm boyutlarından ziyade gelecek nesillere deneyimlerimizle, sözlerimizle, paylaşımlarımızla vb. Y kuşağı olarak 'Umut-suz'luk mu taşıyoruz diye de uzundur düşünüyorum. Bu ayrı bir sohbet konumuz olsun.

Çocuklarla, gençlerle bir STK ekseninde de uzun yıllar gönüllü çalıştım. Mesleğimin en sevdiğim yanlarından biri de kendimden daha genç olanlara rehberlik edebildiğim fonksiyonken, bu bilinci olan bir birey olarak bile günümüzde ebeveyn olma endişesini taşıyan yanımla da konuşuyorum. Zira onların kaygılarını anlamak durumundayız. Anladıktan sonra ebeveyn olma kararını almak çok daha anlamlı geliyor.

Gelelim umutsuz olarak bu yazıyı okuyan gençler size; ben kendi dönemimde (2006-2015) umutlu bir gençtim lakin koşullar umutsuzlukla ilgili pek çok sınava tabii tuttu. Bir alanla ilgili hem çevrem hem ben yeteneğimin farkındaydım. Lise seçimimi bu doğrultuda teknoloji sevgimle bilinçli yaptım. Üniversite içinse bu seçimimi sürdürecek koşullar zorluydu. (Şimdiyse çok fazla mühendis olan bir coğrafyada o dönemki isteğimi yaşasam daha zor bir dünyaya da gidebileceğini öngörüyorum.) Yani döneminizdeki zorlu koşullarda olmayan şeyler için savaşmak yerine bazen olabilecek farklı seçenekler sizin ışığınız olabiliyor. Ben de farklı seçenekleri değerlendirmeyi seçtim. Üniversitede 'İşletme' okuyanların beni anlayabileceği üzere çok farklı disiplinlerle temas edip, onu mu seçmeli bunu mularla geçen süreçte bir stajla bu mesleğe karar verecek ışığı buldum.

İyi hoş diyorsun Aslıhan'da biz o ışığı tutacak eğitim/staj/rol model ile kesişemedik diyenler oldukça farkınızdayım; önce ışığı kendinize tutmanızı, popüler olanın mı, gerçekten istediğiniz şeyin peşinde misiniz, kendinizin farkında mısınız, tüm seçenekleri deneme cesaretini içinizde hissettiniz mi, bu da olmadı dedikten sonra olabilecek alternatifler üzerine düşündünüz mü? Yani hayatta tek bir seçenek olmadığını, tercihlerimizin en iyisi olmak zorunda olmadığını farkedip, tüm bu sürecin kendimize yolculuk olduğunu deneyimlemek için biraz cebimize 'umut' koymak güzel oluyor. Gerçekçilik ekseninden çıkın değil lakin 'hayal kurma' ekseninini de dahil edin hayatınıza olurdu bir tavsiyem.

Çok iyi yerlerde olan ya da tarihte iz bırakan (Bir buluş, bir ürün, başarılı bir girişimcilik hikayesi) pek çok insan/ liderin en az bir başarısızlık deneyimi var. Bu aslında başarılı olma halini daha anlamlı kılıyor. Hep söylerim 'Her şey zıttıyla kaim'dir. Sözün özü içinizde taşıdığınız 'Umut-suz-luk' kırıntılarının kökünde 'Umut' olduğunu unutmayın. Engel gördüğünüz düzenek size çözüm üretecek bir kapı açabilir. ❤️

17 yaşımda çalışma hayatı ile tanışmış, 11 yıldır bu mesleği deneyimleyip, farklı pek çok disiplinle temas etmiş biri olarak hala öğrenme faaliyeti içindeyim bu bence bitmeyecek, muhtemelen biterse içimde hissettiğim paylaşma, öğretme, rehberlik hissimi durdurmuş olacağım. Yetersizlik hissinden başka bir şey bu bahis; çünkü insan derin bir varlık. Yüzeysel olana tutunup, geleneksel olanı benimseyip, herkesle aynılaştığında 'hayat amacı' ekseninin dışında 'robotlaşma' eksenine sürüklenebiliyor. Kendi derinliğimi keşfedebilmek için hala 'Aslı'ma yolculuk' yapıp daha fazla ne yapabilirim/ne öğrenebilirim/ne katabilirim hep sorduğum soru oluyor.

Bazı hayallerim var bunları derinleştirdiğimde bu konularda daha fazla temas edebileceğiz belki de. Lakin yine de bu satırları okuyan sen, her zaman bana ulaşabilirsin. Sadece derin bir umutsuzluk hissedersen, bunu pek çoğu hissetti ancak tutunmam gereken kendi umut ışığım diyerek bugünü kapat. Yarın, belki biraz daha parlak gelebilir gözüne.

Her zaman önce kendine ve içindeki pozitifliğe iyi davranman dileğiyle :)

Not: Bu yazıda diğer yazılarımda olduğu gibi yapay zeka kullanmadığımdan, kusursuzluk aramayınız :)

Kaynak: Küçük Prens kitabı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

La Finestra Di Fronte(Karşı Pencere)

Türk-İtalyan senarist yönetmen olan Ferzan Özpetek’in 2003 yapımı bir filmi  Türk-İtalyan senarist yönetmen olan Ferzan Özpetek’in 2003 yapımı bir filmi La Finestra Di Fronte yani Türkçe adıyla Karşı Pencere. Benimde zaman zaman müzik çalarımda Gocce Di Memoria'nın çalmasıyla  aklıma gelir. Sezen Aksu’nun büyüleyici sesiyle başlayan film kapanışında ise Georgia’nın seslendirdiği çok başarılı bir şarkı Gocce Di Memoria’yı kazandırmıştı hayatlarımıza. En azından benim hayatıma.Tango sahnesinde Historia de un amor ise başka bir şaheserdi notaların dile gelmesinin hikayesiyle... Bu film, karşı pencereden aşka bakmayı anlatır. Giovanna karakteri ve yasak aşkı. Karşı çıkarız kabul etmeyiz. Ama aşktır ya da ilgisizliğin ilgi arayışıdır. Başrol oyuncusuna kızarız yaptığının yanlış olduğunu düşünerek. Filmi izledikçe de sanki biraz daha anlamaya başlarız onu. İlgi duyduğu komşusu ileyken bu kez de kendisine, evine, çocuklarına karşı pencereden bakması artık hikayeyi ba...

Adana seyahati

Tarihler 25 Kasım Salı'yı gösterirken Adana gezisi geldi çattı.Uçak biletleri,kalınacak yer (DSİ tesisleri) her şey hazırdı.Vize sonrasına da denk gelince dolu dolu 2 günümüz olacaktı. İlk iş havaalanınından çıktıktan sonra ilk büfede kent kart almak oldu.1 tane aldık.Ücreti 6 YTL istediğiniz kadar doldurabilirsiniz zaten öğrenci olduğunuz için her mesafeye otobüs 1 YTL basacaktır.Dolmuşlarda öğrenciler için 1.8 YTL yani yine uygun meblalarda ulaşım. Eğer Adana'ya yolunuz düşecek ve öğrenciyim gezmeye harcarım da kalmaya çok para harcamayım derseniz,bu yoğun bir araştırmanın ürünü olan manzarası 5 yıldızlı otellerde bulunmayan fakat Adana'da toplamda 5 belki daha fazla şubesi bulunan bizim kaldığımızsa bölge müdürlüğü Baraj yolundaki DSİ olan DSİ'de kalmanızı öneririm.(Not:Kahvaltı dahil değildir ücrete ancak cüzzi bir ücrettir kamu personeli sayılan öğrencilere) Ayrıca DSİ'nin bir güzel yanıda Adana'nın meşhur bulvarlarından Turgut Özal Bulvarı ve Çuku...

Kelt Müziği

KELT MÜZİĞİ Sanki güzel bir rüyadaymışsınız gibi hissettirir Kelt müziği. Her anınızda bir masal içinde, huzurla kol kola gezmek gibi...Etnik müzik kötü olur mu tabi. Kelt müziğinin ezgisini tüm Galler’de hissedersiniz. Sadece İskoçya ve İrlanda’da biraz daha çokça. Soğuk ülkelerin sıcak insanlarıdır bu müziğe dokunan. Nitekim ta oralardan buralara gelir süzülerek. Mistik bir havası vardır şarkıların hele bir de Gayda,Keman,Arp,Flüt eşlik ederse… Karadenizin tulumuna benzer aslında Gayda ve İskoçların milli çalgısıdır. Gayda da aynı tulum gibi keçi derisinden yapılan bir torbanın (tulum) içine hava üflenerek bir tür basınçlı hava kaynağı olarak kullanılması prensibine dayanır. Bu tulumun ucuna takılan kavaldan dökülür ezgiler. Başlı başına bir hikaye anlatmak için yeterlidir ama bazen ona dokunan kadife bir ses eklenince oralardan çıkar evrenselleşir adeta. Çünkü hisler ortaktır ve hislerin memleketi olmaz.   Tulum        ...