Sevgili 2025, Blogumdaki ilk yazımın sanatla ilgili ve ilkbaharda kış gibi hissettiren bir oyunla başlaması planlı değildi, ama öyle denk geldi. Değerli okuyucu, Biliyorum, sen de hâlâ bir yerlerde benim gibi okumaya değer veriyorsun. Görselin ve hızla tüketilenin aksine, emek verilmişin kıymetini bilenlerdensin. Yazmaya devam etmem sadece kendimle ilgili gibi görünse de, aslında bizimle de ilgili biraz. Çünkü toplumsal varlıklar olarak paylaşma ihtiyacımız derinlerde bir yerde hep var. Ben, beni mutlu eden şeylerde bu ihtiyacı derinden hissediyorum. Bu sebeple bu kez bir tiyatro oyunu önerisiyle karşınızdayım: Eylül. Güldüren Eylül, ağlatan Kâsım... Tek bedende yaşanmış koca bir hayat ve üzgün bir final. Ama hep derim; sonuçtan çok sürece tutununca bazı şeyler katlanılır hale geliyor. "Cinsel yönelimlerinden dolayı trans bir bireye bakışınızı bir oyun bile değiştirebilir" demek istemiyorum, çünkü bu bile Eylül’ü yaralayabilir. Eylül, 9 yaşında... İçimizden biri gibi. Hep ...
İstanbul Üniversitesi yüksek lisans yolculuğunu bitirmiş, iş hayatında İnsan Kaynakları, hayatının yarısı yolculuk olan, yazmayı, seyahat etmeyi, müziği, yemeği seven bir de etrafındaki güzel insanlarla huzurlu bir hayatı yeğleyen, zamane olamayacak kadar geçmiş yaşıyla ancak hâlâ seksek oynayacak kadar çocuk ruhuyla, hayatın ona getireceği güzelliklerin geleceğine inanıp çabalayan,hepsinden öte kısacası iyi bir insan olmaya çabalayan evrendeki milyonlarca noktadan biri.