Ana içeriğe atla

Semele / Opera

Opera akşamı, konu epeyce dile gelen fakat yüzeyde sürünenlerden. Derine indiğinde, yüzleştiklerinle sanata mı yoksa anlatılana mı hayran olasın kararsızlığı yaşıyorum. 

Bu kısa yazımın şarkısı için başucu şarkımı seçtim neden bilmiyorum o aktı zihnimden.  Klibi hatırlayanlar hatta şarkıdan çok sevenler de okursa selam olsun. Gelin toplaşıp çay, kahve içerken Instant Crush dinleyelim grup dağılmamış gibi 😀


Semele, Alman besteci George Frideric Handel tarafından ingilizce hazırlanmış bir opera eseri. 2 perde olarak Süreyya operasında, Türkiye'de ilk kez sergilenen ve devlet operaları haricinde sahnelenen ilk profesyonel opera. Operadan görüntü paylaşmayım, bu son sergisiydi diye biliyorum belki sonrasında güncellerim burayı. Orkestra şefi (Paolo Villa) çok iyi iş çıkarmış. Yan karakterler dahil performanslar başarılı ve yapılan iş ne kadar zor bir kere daha hatırlatılıyor.

Kral Cadmus'un kızı Semele'nin Beotia Prensi Athamas ile evlenmek üzereyken Baş Tanrı Jüpiter'e (Yunan mitolojisinde Zeus) aşkı nedeniyle ilerleyen süreç konu edilmiş. Bir ölümlünün ölümsüzlük hırsı ancak en çokta aşkın bitecek olma korkusu. Pek çok duygu barındırıyor insana dair. Aşktan yanıp kül olmayı metoforik bir şey sanırdım, gerçekleştiğini bilsem de mitolojiden gelen bu konuyla bilgi sermayemize katkı sağladık. 

Sanatın her dalı, ufku açmakla kalmaz, bilgilendirir hissederim küçüklüğümden beri Ana Britannica ansiklopedisinin verdiği his ve hazzını bilirsiniz. Hadi konuya bakalım, hadi geçmişe gidelim a burda da böyle mi olmuş derken derinlerdeki bilgi hazineleriyle karşılaşırsınız.


Aşk / ihtiras / hırslar konumuz ancak bir yerde hak vereceğim Semele'ye. Sevmediği biriyle evlenmektense, aşktan ölmeyi tercih ederek belki de daha doğru olanı yaptı. Hayata ölümlü olarak geldiğinde bir kere ölmek ister insan. İstemediği her hikayede yüzlerce kez öleceğine varsın aşkın ateşinde yansın, küllerinden doğsun. 

Diğer taraftan aşkın yapıcı gücünü parlatadabilirdi Jüpiter. Bolluğu, bereketi getirdi Semele'nin hayatına fakat tercihi yıkıcı yanı olan Semele'ye iyileştirici yanıyla yaklaşamadı. Bazen hayat sizin iyileştirici gücünüzü reddettiğinde, yıkımını kendi sistemsel tokmağıyla vurmaz mı zaten? 

Biz sevgiyi silah olarak kullanmadan iyileştirici gücünü çalıştıralım da, varsın yıkıcı güçler kendine zarar versin sevgili okuyucu. Sanatla ve sevgiyle kalın.

Görüşmek üzere♥

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

La Finestra Di Fronte(Karşı Pencere)

Türk-İtalyan senarist yönetmen olan Ferzan Özpetek’in 2003 yapımı bir filmi  Türk-İtalyan senarist yönetmen olan Ferzan Özpetek’in 2003 yapımı bir filmi La Finestra Di Fronte yani Türkçe adıyla Karşı Pencere. Benimde zaman zaman müzik çalarımda Gocce Di Memoria'nın çalmasıyla  aklıma gelir. Sezen Aksu’nun büyüleyici sesiyle başlayan film kapanışında ise Georgia’nın seslendirdiği çok başarılı bir şarkı Gocce Di Memoria’yı kazandırmıştı hayatlarımıza. En azından benim hayatıma.Tango sahnesinde Historia de un amor ise başka bir şaheserdi notaların dile gelmesinin hikayesiyle... Bu film, karşı pencereden aşka bakmayı anlatır. Giovanna karakteri ve yasak aşkı. Karşı çıkarız kabul etmeyiz. Ama aşktır ya da ilgisizliğin ilgi arayışıdır. Başrol oyuncusuna kızarız yaptığının yanlış olduğunu düşünerek. Filmi izledikçe de sanki biraz daha anlamaya başlarız onu. İlgi duyduğu komşusu ileyken bu kez de kendisine, evine, çocuklarına karşı pencereden bakması artık hikayeyi ba...

Farkındayım - farkındasın - farkında mıyız? ✨

Öncelikle bu yazıda yaklaşık 70 yazımda olduğu gibi yapay zeka desteği alınmamış %100 insan eseridir. Bu sebeple doğalı okuduğunuzu bilerek içerikten çok içimden dökülene odaklanabilirsiniz. Fizik tedavi de son haftamda akşam dönüşte 'Yazmalısın Aslı' ruhu ile yazının zihnimde beliren şarkısını ekliyorum. Kendisini çok severim. En son İstanbul konserinde dinleyebilmiş olmanın keyfiyle yazımın şarkısı onun olsun istedim. Özellikle nakarat;  "Cause everyone has a heart and every heart has a separate shadow.  Every shadow will crave to come clean" Yani çevirisiyle; “Çünkü herkesin bir kalbi vardır ve her kalbin ayrı bir gölgesi vardır. Her gölge de arınmayı arzulayacaktır.” Diyeceksiniz ki ne çağrıştırdı ki bu şarkı sana farkındalık konulu yazın için? Kalbin gölgesi, görmeyi engelleyen bölge gibi. Bakıp da göremediğimiz her şey gölgede kalıyor. O sırada yolda akşam dönerken gölgeme bakıyordum. Arındığımı ve farkındalığımın 30'lu yaşlarımda ne kadar arttığını düşünüp ...

Klişelerin Ardında Bir İnsan Kaynakları Hikayesi

Blogumda ağırlıklı olarak sizlerle ruhumu besleyen kültür-sanat ve seyahat içerikleri paylaşıyorum. Ancak bugün, mesleğimle ilgili bir yazı paylaşmak istedim. Kimisinin saygı, kimisinin korku, kimisinin umursamadığı; kimisinin stratejikleştirerek sahiplendiği, kimisinin ise ‘icat çıkarma başımıza’ diyerek ötekileştirdiği... Kimi zaman derinleştirilen, kimi zaman yüzeyselleştirilen bu kıymetli meslek grubundayım ben: İnsan Kaynakları. Masanın diğer tarafında bulunanlar şimdi anlatacaklarımı çok daha iyi anlayacaktır. Aslında ben mesleğe doğrudan İnsan Kaynakları olarak başlamadım. Yaklaşık bir yıl teknik bir pozisyonda çalıştım. O dönemde gözlemlediğim İK; despot, geleneksel yöntemlere sıkı sıkıya bağlı, odasına girerken çekindiğim ve genellikle yaşça büyük bireylerden oluşan bir yapıya sahipti. Benim istediğim; yüzünden düşen bin parça olan, masasından kalkmayan, her şeye hayır diyen ve dinlemektense konuşan biri olmak değildi. İşte o zaman, ne istemediğime karar vermiştim. Peki ya so...